Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV), baş hareketleriyle tetiklenen kısa süreli vertigo ataklarıyla karakterize, periferik vestibüler sistemin en sık görülen bozukluklarından biridir. BPPV’nin temelinde çoğunlukla utriküldeki otokonilerin yer değiştirerek semisirküler kanallara geçmesi bulunur. Otokonilerin kanal içinde serbest olarak hareket ettiği kanalolitiazis ve kupulaya yapıştığı kupulolitiazis, BPPV’nin oluşumunda öne çıkan iki mekanizmadır.
BPPV tedavisinde kanalit repozisyon prosedürleri (CRP), yer değiştirmiş otokonilerin tekrar vestibüle taşınmasını amaçlar. Bu yöntemler genel olarak başarılı olsa da her hastada ilk uygulamada aynı sonucu vermeyebilir. Bazı hastalarda semptomların devam etmesi veya nistagmusun kaybolmaması nedeniyle birden fazla tedavi seansı gerekebilir.
Bu nedenle BPPV yalnızca doğru manevranın seçilmesi açısından değil, hastanın eşlik eden hastalıkları ve risk faktörleri açısından da değerlendirilmelidir. Alolayet ve Murdin tarafından 2025 yılında yayımlanan sistematik derleme, BPPV oluşumu ve ilk kanalit repozisyon manevrasının başarısı üzerinde etkili olabilecek komorbiditeleri ve diğer risk faktörlerini incelemiştir.
Sistematik derleme nasıl gerçekleştirildi?
Çalışmada PubMed, Scopus, Web of Science, Embase, MEDLINE ve CINAHL veri tabanları tarandı. Ocak 2019 ile Haziran 2024 arasında yayımlanan İngilizce çalışmalar değerlendirmeye alındı.
Araştırmacılar başlangıçta 1.383 kayıt belirledi. Yinelenen kayıtların çıkarılması ve uygunluk kriterlerinin uygulanmasının ardından 50 çalışma sistematik derlemeye dahil edildi. Bu çalışmaların 18’i BPPV oluşumunu, 24’ü ilk CRP sonucunu, 8’i ise hem BPPV oluşumunu hem de ilk CRP sonucunu değerlendirdi.
Dahil edilen çalışmalar farklı ülkelerden hastaları içeriyordu. Çalışmaların 25’i kohort, 6’sı kesitsel, 6’sı vaka-kontrol ve 13’ü randomize kontrollü araştırmaydı. Çalışmaların yarısında 100’den az katılımcı bulunuyordu. BPPV tanısı çalışmaların büyük bölümünde Bárány Society veya American Academy of Otolaryngology–Head and Neck Surgery kriterlerine dayanıyordu.
Kalite değerlendirmesinde 30 çalışma düşük yanlılık riski, 18 çalışma belirsiz yanlılık riski ve 2 çalışma yüksek yanlılık riski taşıyordu. Bu değerlendirme, sistematik derlemenin yalnızca risk faktörlerini listelemekle kalmayıp mevcut kanıtların güvenilirliğini de dikkate aldığını gösteriyor.
BPPV oluşumu ile ilişkili risk faktörleri
Derlemede BPPV oluşumu ile ilişkili toplam 28 risk faktörü veya komorbidite belirlendi. Bunlar kardiyovasküler, endokrin, nörolojik, psikiyatrik ve kas-iskelet sistemiyle ilişkili durumların yanı sıra baş travması, D vitamini düzeyi ve vücut kitle indeksi gibi faktörleri içeriyordu.
En dikkat çekici bulgu baş travması ile BPPV arasındaki ilişkiydi. Baş travması, BPPV oluşumunu değerlendiren çalışmalarda en sık bildirilen risk faktörü olarak öne çıktı. Bunun yanında D vitamini düzeyinin düşüklüğü, osteoporoz, migren, diabetes mellitus, hipertansiyon, hiperlipidemi, hipotiroidi ve bazı vestibüler hastalıklarla da BPPV arasında ilişki bildirildi.
Ancak burada önemli bir nokta bulunuyor: Bir faktörün BPPV ile ilişkili bulunması, o faktörün tek başına BPPV’ye kesin olarak neden olduğu anlamına gelmiyor. Çalışmalar arasındaki yöntemsel farklılıklar ve bazı risk faktörlerinin yalnızca başlangıç özellikleri olarak raporlanması, nedensellik konusunda dikkatli olunmasını gerektiriyor.
BPPV ve D vitamini ilişkisi
Derlemenin öne çıkan konularından biri D vitamini ile BPPV arasındaki ilişkiydi. Sekiz çalışmada toplam 1.123 hasta değerlendirilmiş ve düşük serum D vitamini düzeyi BPPV oluşumu açısından risk faktörü olarak bildirilmişti. Bu ilişkinin çoğunlukla iyi kaliteli çalışmalar tarafından desteklendiği belirtildi.
D vitamininin kalsiyum metabolizmasındaki rolü nedeniyle otokoni yapısı ve metabolizması üzerinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Derlemede düşük D vitamini düzeyinin yalnızca BPPV oluşumuyla değil, bazı çalışmalarda atakların şiddeti ve tekrarlamasıyla da ilişkili olduğu aktarıldı.
Osteopeni ve osteoporoz da BPPV ile ilişkili bulunan diğer önemli faktörlerdi. Yedi çalışmanın altısında osteoporozun BPPV gelişimiyle ilişkili olduğu bildirildi. Önceki araştırmalarda osteoporozu bulunan kişilerde BPPV gelişme olasılığının daha yüksek olabileceği öne sürülmüştür.
Bununla birlikte, bu bulgular D vitamini desteğinin her BPPV hastasında rutin olarak tedavi amacıyla uygulanması gerektiği anlamına gelmez. Derleme, mevcut ilişkinin klinik açıdan önemli olduğunu ancak mekanizmanın ve tedavi sonuçlarına etkisinin daha fazla araştırılması gerektiğini vurgulamaktadır.
Baş travması BPPV riskini artırabilir mi?
Baş travması, sistematik derlemede en güçlü şekilde öne çıkan risk faktörlerinden biridir. BPPV oluşumunu inceleyen 16 çalışmada baş travması değerlendirilmiş ve 11 iyi kaliteli, 5 orta kaliteli çalışmada ilişki bildirilmiştir.
Travma sonrasında utriküler makuladaki otokonilerin yer değiştirmesi veya kanal içerisinde daha fazla otokonial debris oluşması BPPV gelişimini kolaylaştırabilir. Özellikle travma sonrası ortaya çıkan BPPV’nin tedaviye yanıtının da daha düşük olabileceği dikkat çekmektedir.
İlk CRP sonucunu değerlendiren 9 çalışmada baş travması öyküsü bulunan hastalarda daha fazla tedavi manevrasına ihtiyaç duyulduğu bildirildi. Bazı çalışmalarda tam düzelme için 18 manevraya kadar ihtiyaç duyulabildiği raporlandı. Bu nedenle travma sonrası BPPV, yalnızca tanı açısından değil, tedavi sürecinin planlanması açısından da önem taşımaktadır.
Migren ve BPPV ilişkisi
Migren de BPPV ile ilişkili olabilecek nörolojik faktörlerden biri olarak değerlendirildi. Altı çalışmada toplam 1.211 katılımcı üzerinden migren ile BPPV arasındaki ilişki incelendi ve çalışmaların tamamında bir ilişki bildirildi; bunların çoğu iyi kaliteli çalışmalardı.
Bununla birlikte migrenin BPPV oluşumunu hangi mekanizma üzerinden etkilediği kesin değildir. Olası açıklamalardan biri vasküler değişikliklerin iç kulak yapıları ve otokoniler üzerindeki etkisidir. Ancak bu mekanizma henüz kesin olarak ortaya konmuş değildir.
Migrenin BPPV tedavisindeki başarıya etkisi ise daha tartışmalıdır. Derlemede migrenin ilk CRP sonucunu olumsuz etkilediğini bildiren yalnızca bir çalışma bulunduğu ve bu bulgunun diğer araştırmalarla desteklenmediği belirtildi. Dolayısıyla migreni bulunan her BPPV hastasında tedavi başarısının düşük olacağını söylemek için yeterli kanıt bulunmamaktadır.
Kardiyovasküler hastalıklar ve BPPV
Hipertansiyon, hiperlipidemi, dislipidemi, koroner kalp hastalığı ve inme gibi kardiyovasküler durumlar da derlemede incelendi.
Hipertansiyon 14 çalışmada toplam 5.805 katılımcı üzerinden değerlendirildi ve çalışmaların 10'unda BPPV oluşumu ile ilişki bildirildi. Hiperlipidemi veya dislipidemi ise 11 çalışmada incelendi ve 7 çalışmada BPPV ile ilişkili bulundu. İnme dört çalışmada değerlendirilirken bunların üçünde ilişki bildirildi.
Ancak kardiyovasküler risk faktörleri konusunda literatür tamamen tutarlı değildir. Bazı çalışmalar hipertansiyon, diyabet ve kalp hastalıklarının CRP başarısını olumsuz etkilediğini bildirirken, bazı araştırmalarda anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.
Örneğin bazı çalışmalarda vasküler komorbiditelerin birden fazla olması daha fazla CRP seansına ihtiyaç duyulmasıyla ilişkilendirilmiştir. Buna karşılık başka araştırmalarda hipertansiyon, kalp hastalığı, diyabet veya tiroid hastalıkları ile CRP etkinliği arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Bu nedenle kardiyovasküler hastalıkların BPPV tedavisine etkisi konusunda kesin bir sonuç çıkarmak henüz mümkün değildir.
Diyabet ve hipotiroidi tedavi başarısını etkileyebilir mi?
Endokrin hastalıklar arasında özellikle diabetes mellitus ve hipotiroidi dikkat çekmektedir.
Diabetes mellitus 14 çalışmada değerlendirilmiş ve bunların 10'unda BPPV oluşumu ile ilişki bildirilmiştir. Hipotiroidi ise dört çalışmada incelenmiş ve dört çalışmanın tamamında ilişki raporlanmıştır. Bununla birlikte tiroid hastalıklarını daha genel olarak ele alan bazı araştırmalarda BPPV ile anlamlı ilişki bulunmamıştır.
İlk CRP başarısı açısından da diyabet ve hipotiroidinin olumsuz etkileri bildirilmiştir. Derlemede diyabet ile ilişkili çalışmalarda tam düzelme için bazı hastalarda sekiz seansa kadar, hipotiroidide ise dört seansa kadar CRP uygulanması gerektiği raporlandı. Ancak çalışmaların kalitesi ve yöntemleri farklı olduğundan bu sonuçlar her hasta için doğrudan öngörü olarak kullanılmamalıdır.
Osteoporoz ve D vitamini eksikliği tedavi yanıtını etkiliyor mu?
Osteoporoz yalnızca BPPV oluşumu açısından değil, ilk CRP'nin başarısı açısından da dikkat çeken faktörlerden biridir.
Düşük D vitamini düzeyleri bulunan hastalarda ilk CRP başarı oranlarının daha düşük olabileceği ve daha fazla tedavi seansına ihtiyaç duyulabileceği bildirildi. Bir çalışmada D vitamini eksikliği bulunan hastaların başarılı tedavi için normal D vitamini düzeyine sahip hastalara kıyasla daha fazla CRP seansına ihtiyaç duyduğu raporlandı.
Bu bulgular otokonilerin oluşumu, emilimi ve utriküler makulaya tutunması ile kalsiyum-D vitamini metabolizması arasında olası bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir. Ancak bu mekanizmanın klinik sonuçlarını netleştirmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
Boyun hareketliliği ve servikal problemler
BPPV tedavisinde baş ve boyun hareketleri gerektiği için servikal hareket kısıtlılığı klinik açıdan önemli olabilir.
Derlemede boyun ağrısı ve azalmış servikal hareketliliğin ilk CRP'nin başarısını olumsuz etkileyebileceği bildirildi. İki çalışmada toplam 135 katılımcı değerlendirilmiş ve bu hastalarda daha fazla CRP seansına ihtiyaç duyulabileceği gösterildi. Bazı hastalarda tam düzelme için sekiz seansa kadar tedavi uygulanmıştır.
Ayrıca servikal spondilozun BPPV oluşumu ile ilişkili olabileceğine dair bulgular da bulunmaktadır. Ancak bu ilişkinin altında yatan mekanizma ve klinik önemi konusunda kesin sonuçlara ulaşmak için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
İç kulak hastalıkları ve sensörinöral işitme kaybı
Menière hastalığı, labirentit, vestibüler nörit ve sensörinöral işitme kaybı gibi iç kulakla ilişkili durumlar da BPPV ile birlikte değerlendirildi.
Menière hastalığı üç iyi kaliteli çalışmada incelenmiş ve BPPV ile ilişki bildirilmiştir. Labirentit ve nörit de bazı çalışmalarda risk faktörü olarak raporlanmıştır. Sensörinöral işitme kaybı ile BPPV arasındaki ilişki ise daha tartışmalıdır. Bazı araştırmalar bu birlikteliği desteklerken bazı çalışmalar anlamlı bir ilişki göstermemiştir.
Benzer şekilde, sensörinöral işitme kaybının CRP başarısını azaltıp azaltmadığı konusunda da çelişkili sonuçlar bulunmaktadır. Bazı çalışmalar bu hastalarda daha fazla tedavi seansına ihtiyaç duyulduğunu bildirirken, başka araştırmalarda ilk CRP sonucu üzerinde anlamlı bir etki gösterilmemiştir. Bu farklılıkların hasta özellikleri, etkilenen semisirküler kanal, CRP türü ve araştırma tasarımından kaynaklanabileceği düşünülmektedir.
BPPV tedavisinde neden her hasta aynı yanıtı vermiyor?
Bu sistematik derlemenin klinik açıdan en önemli mesajlarından biri, BPPV tedavisinin başarısının yalnızca uygulanan manevraya bağlı olmayabileceğidir.
İlk CRP sonucunu etkileyebilecek 15 farklı risk faktörü ve komorbidite belirlendi. Baş travması, düşük D vitamini düzeyi, osteoporoz, bazı kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, hipotiroidi, servikal hareket kısıtlılığı ve bazı iç kulak hastalıkları daha düşük ilk tedavi başarısıyla ilişkilendirildi.
Özellikle baş travması öyküsü bulunan hastalarda tedavi sürecinin daha uzun olabileceği dikkat çekmektedir. Derlemede baş travması bulunan hastalarda tam düzelme için 18 manevraya kadar ihtiyaç duyulduğu bildirildi. İdiyopatik BPPV vakalarında ise farklı çalışmalarda 14 manevraya kadar tedavi gerekebildiği raporlandı.
Bu nedenle ilk manevranın başarısız olması, mutlaka yanlış tanı veya yanlış uygulama anlamına gelmez. Hastanın eşlik eden hastalıkları, BPPV'nin etiyolojisi, etkilenen kanal ve uygulanan manevranın türü de tedavi sonucunu etkileyebilir.
Klinik uygulama açısından ne ifade ediyor?
BPPV değerlendirmesinde yalnızca pozisyonel test sonucuna ve nistagmus paternine odaklanmak yerine hastanın genel klinik öyküsünün de dikkate alınması faydalı olabilir.
Özellikle aşağıdaki durumların sorgulanması klinik açıdan önem taşıyabilir:
- Yakın zamanda geçirilmiş baş travması
- D vitamini eksikliği veya kemik mineral yoğunluğu ile ilgili problemler
- Osteopeni veya osteoporoz
- Hipertansiyon ve diğer vasküler risk faktörleri
- Diabetes mellitus
- Hipotiroidi
- Migren öyküsü
- Menière hastalığı ve diğer iç kulak hastalıkları
- Servikal hareket kısıtlılığı ve boyun ağrısı
Ancak bu faktörlerin varlığı BPPV tanısını tek başına doğrulamaz veya tedavinin başarısız olacağını göstermez. Sistematik derlemenin sonuçları özellikle bazı faktörlerde kanıtların tutarsız olduğunu ortaya koymaktadır.
BPPV risk faktörleri konusunda kanıtlar ne kadar güçlü?
Çalışmanın önemli bir sonucu da bütün risk faktörlerinin aynı düzeyde kanıtla desteklenmediğidir.
Baş travması, hipertansiyon, diyabet, inme, D vitamini metabolizması, osteoporoz ve hipotiroidi gibi faktörler birden fazla iyi kaliteli çalışmada BPPV oluşumu ile ilişkilendirilmiştir. Buna karşılık insomnia, periferik nöropati, boyun hastalıkları, yüksek BMI ve bazı psikolojik durumlarla ilgili kanıtlar daha sınırlıdır.
Böbrek hastalığı ve depresyon için ise derlemede BPPV oluşumunu destekleyen bir ilişki gösterilmemiştir.
Bu ayrım klinik yorum açısından önemlidir. Bir risk faktörünün tek bir küçük çalışmada bulunması ile birden fazla iyi kaliteli çalışmada benzer sonuçların ortaya çıkması aynı düzeyde değerlendirilmemelidir.
Sistematik derlemenin sınırlılıkları
Araştırmacılar çalışmanın bazı önemli sınırlılıklarına da dikkat çekmektedir. Öncelikle yalnızca son beş yıllık ve İngilizce yayımlanmış çalışmalar değerlendirilmiştir.
Ayrıca çalışmalar arasında BPPV tanımında, tanı yöntemlerinde, etkilenen semisirküler kanalda, kullanılan CRP türünde, tedavi modifikasyonlarında ve hasta yaşlarında önemli farklılıklar bulunmuştur. Bazı araştırmalarda komorbiditeler yalnızca hastaların başlangıç özellikleri olarak verilmiş ve istatistiksel olarak ayrıca incelenmemiştir.
İdiyopatik BPPV üzerine yapılan bazı çalışmalarda hastaların diğer tıbbi özellikleri yeterince dikkate alınmamıştır. Bu durum, bildirilmeyen komorbiditelerin tedavi sonuçlarını etkilemiş olabileceği anlamına gelebilir. Bu nedenle mevcut bulguların daha büyük ve standartlaştırılmış çalışmalarla doğrulanması gerekmektedir.
BPPV, çoğu zaman başarılı şekilde tedavi edilebilen bir periferik vestibüler bozukluk olsa da bütün hastalar ilk kanalit repozisyon manevrasına aynı yanıtı vermemektedir.
2025 yılında yayımlanan bu sistematik derleme, BPPV oluşumu ve ilk CRP başarısı üzerinde etkili olabilecek çok sayıda komorbidite ve risk faktörünü ortaya koymaktadır. Özellikle baş travması, düşük D vitamini düzeyi, osteoporoz, hipertansiyon, diyabet, hipotiroidi ve bazı vasküler hastalıklar hem BPPV gelişimi hem de tedavi süreci açısından dikkat çeken faktörlerdir.
Bununla birlikte tüm ilişkilerin aynı düzeyde kanıtla desteklenmediği unutulmamalıdır. Özellikle migren, sensörinöral işitme kaybı, BMI, psikolojik durumlar ve bazı vasküler hastalıklar konusunda literatürde çelişkili sonuçlar bulunmaktadır.
Klinik açıdan bakıldığında, ilk CRP'nin başarısız olması hastanın tedaviye yanıt vermeyeceği anlamına gelmez. Hastanın BPPV tipi, etkilenen kanal, travma öyküsü, servikal hareketliliği ve eşlik eden sistemik veya vestibüler hastalıkları birlikte değerlendirilmelidir.
Birden fazla komorbiditenin aynı hastada bulunması, BPPV riskini ve birden fazla CRP seansına duyulan ihtiyacı artırabilir. Bu nedenle BPPV değerlendirmesinde kapsamlı anamnez ve bireyselleştirilmiş klinik yaklaşım önem taşımaktadır.
Gelecekte yapılacak araştırmalarda BPPV alt tiplerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi, uluslararası kabul görmüş tanı kriterlerinin kullanılması ve farklı kanalit repozisyon manevralarının komorbiditelerle birlikte incelenmesi, tedavi başarısını öngörme açısından daha güçlü kanıtlar sağlayabilir.
Kaynak
Alolayet H, Murdin L. Benign paroxysmal positional vertigo a systematic review of the effects of comorbidities. Front Neurol. 2025;16:1595693. doi:10.3389/fneur.2025.1595693.
Hakkında Odyone
Odyoloji alanında uzmanlaşmış olan Odyone, işitme kaybı, tinnitus (çınlama), iç kulak anomalileri ve aktif orta kulak implantları gibi konularda bilimsel temelli içerikler üretmektedir. Amacı, işitme sağlığı konusunda toplumsal farkındalık oluşturmak ve hasta ile profesyonel arasında bilgi köprüsü kurmaktır.
Sitedeki tüm içerikler, güncel akademik literatür ve uzman görüşlerine dayanmaktadır. Bilimsel doğruluk, erişilebilir dil ve etik yaklaşım Odyone’un içerik üretiminde temel aldığı değerlerdir.
İlgi alanları: pediatrik odyoloji, iç kulak gelişimi, işitsel rehabilitasyon, işitme kaybının psikososyal etkileri
Daha fazla bilgi için: (https://www.odyone.com.tr) veya tüm sosyal medya hesaplarımızdan odyonecom olarak bizi takip edip merak ettiklerinizi sorabilirsiniz.

